Türkiye’de uzun süredir bulunan yabancıların durumuna ilişkin değerlendirmesini paylaşan AY LEGAL Hukuk ve Danışmanlık Ofisi Avukatı Cemal YILMAZ, kamuoyunda “af” olarak adlandırılan yasal statü imkânlarının tek başına bir sonuç garantisi olarak görülmemesi gerektiğini bir kez daha vurguladı.
Türkiye’de uzun süredir yaşayan ancak çeşitli nedenlerle yasal kalış hakkını kaybetmiş yabancıların yeniden yasal statüye geçiş imkânları son dönemde göç hukukunun en çok merak edilen konuları arasında yer alıyor. Özellikle yaşlı, hasta, engelli veya sürekli bakıma ihtiyaç duyan kişilerin yanında çalışan yabancılar açısından konunun yalnızca bir göç hukuku meselesi olarak görülmemesi gerektiğini belirten AY LEGAL Hukuk ve Danışmanlık Ofisi Avukatı Cemal YILMAZ, kamuoyunda zaman zaman “af” olarak ifade edilen uygulamaların kapsamının doğru anlaşılması gerektiğine dikkat çekti.
Türkiye’de uzun süredir yaşayan ancak vize veya ikamet ihlali nedeniyle düzensiz duruma düşmüş her yabancının otomatik olarak ikamet izni elde edebileceği yönündeki düşüncenin doğru olmadığını belirten Yılmaz, “Göç hukukunda tek tip dosya yoktur. Her yabancının Türkiye’deki geçmişi ve mevcut hukuki durumu ayrı ayrı değerlendirilmelidir” dedi.
Kamuoyunda zaman zaman kullanılan “yabancılara af çıktı” ifadesinin hukuki açıdan dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Av. Cemal Yılmaz, belirli gruplar veya belirli koşullar bakımından ortaya çıkan imkânların bütün yabancılara uygulanabilecek genel ve koşulsuz bir hak gibi değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.
Bir yabancının durumunun değerlendirilmesinde Türkiye’ye giriş tarihi, yasal kalış süresi, geçmiş ikamet izinleri, vize ve ikamet ihlalleri, daha önce verilmiş sınır dışı kararları, giriş yasakları, tahdit kodları ve Türkiye’de bulunma amacı gibi birçok unsurun önem taşıyabileceğini belirten Yılmaz:
“Bir kişinin belirli bir yöntemle ikamet veya çalışma hakkı elde etmiş olması, aynı durumdaki herkesin aynı sonucu alacağı anlamına gelmez. Göç hukukunda dosyanın geçmişi sonucu doğrudan değiştirebilir.”
ifadelerini kullandı.

Özellikle ev hizmetleri ile yaşlı, hasta ve engelli bakımında çalışan yabancılar bakımından meselenin farklı bir sosyal boyutu bulunduğunu belirten Avukat Cemal YILMAZ, Türkiye’de birçok ailenin sürekli ve güvenilir bakım hizmeti sağlayacak kişi bulmakta güçlük yaşadığını söyledi.
Uzun yıllardır aynı aile yanında çalışan, yaşlı veya hasta bir kişinin günlük bakımını üstlenen ancak zaman içerisinde yasal kalış hakkını kaybetmiş yabancıların bulunduğunu ifade eden Yılmaz, böyle bir durumda yalnızca yabancının değil, bakım hizmetine ihtiyaç duyan vatandaşın durumunun da dikkate alınması gerektiğini vurguladı.
Yılmaz:
“Bir tarafta vize veya ikamet süresini ihlal etmiş bir yabancı olabilir. Ancak diğer tarafta yatağa bağımlı bir hasta, günlük ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayan yaşlı bir insan veya sürekli desteğe ihtiyaç duyan engelli bir vatandaş bulunabilir. Dolayısıyla meseleye yalnızca ‘düzensiz yabancı’ kavramı üzerinden bakmak, hayatın diğer tarafını görmemek anlamına gelir.”
dedi.
Belirli şartları taşıyan yabancıların yasal statü içerisine alınmasının yalnızca yabancı lehine sağlanan bir kolaylık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyen Av. Cemal Yılmaz, bunun aynı zamanda kayıt dışılıkla mücadele bakımından da önemli olduğunu belirtti.
Yılmaz, “Türkiye’de bulunan bir yabancının nerede yaşadığının, kimin yanında çalıştığının, işvereninin kim olduğunun ve çalışma ilişkisinin devlet tarafından bilinmesi denetlenebilirliği artırır. Kayıt dışındaki kişiyi sistemin tamamen dışında bırakmak yerine, şartları mevcutsa hukukun içerisine almak kamu düzeni açısından da daha sağlıklı sonuçlar doğurabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Bu yaklaşımın düzensiz göçü teşvik etmek anlamına gelmediğinin altını çizen Yılmaz, göç politikasının bir taraftan sınır güvenliği ve kamu düzenini korurken diğer taraftan ülkede fiilen ortaya çıkan sosyal ve ekonomik ihtiyaçlara çözüm üretmesi gerektiğini söyledi.
Göç hukukunda en sık yapılan hatalardan birinin başka bir kişinin dosyasından hareketle sonuç tahmininde bulunmak olduğunu belirten Yılmaz, özellikle uzun süreli vize veya ikamet ihlali bulunan kişilerin başvuru öncesinde hukuki durumlarını ayrıntılı şekilde inceletmelerinin önemine dikkat çekti.
Hakkında tahdit kodu bulunan, daha önce sınır dışı kararı verilmiş, giriş yasağı uygulanmış veya kamu düzeni ve kamu güvenliği yönünden ayrıca değerlendirilmesi gereken yabancılar açısından sürecin farklı ilerleyebileceğini belirten Yılmaz:
“Göç hukukunda bazen yanlış başvuru yapmamak, başvuru yapmak kadar önemlidir. Kişinin geçmişi incelenmeden yanlış hukuki zeminde yapılan bir işlem yalnızca ret kararıyla sonuçlanmayabilir; yabancının mevcut hukuki durumunu daha da karmaşık hâle getirebilir.”
dedi.
AY LEGAL Hukuk ve Danışmanlık Ofisi’nde göç hukuku kapsamında yapılan değerlendirmelerde yabancının yalnızca bugünkü durumuna değil, Türkiye’deki geçmiş hukuki statüsüne de bakılması gerektiğini belirten Yılmaz, başvuru öncesinde özellikle geçmiş kayıtların önem taşıdığını söyledi.
Yılmaz, vize ve ikamet ihlallerinin süresi, daha önce alınmış ikamet izinleri, varsa sınır dışı kararları, giriş yasakları, tahdit kodları ve önceki başvuruların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
“Önce kişinin hukuki fotoğrafını bütünüyle görmek gerekir. Ondan sonra hangi yolun mümkün olduğu tartışılmalıdır. Dosyayı görmeden ‘Kesin ikamet alırsınız’ veya ‘Kesinlikle alamazsınız’ şeklindeki ifadeler göç hukuku bakımından sağlıklı değildir” dedi.
Yaşlı veya hasta bakımında çalışacak yabancılar bakımından yalnızca yabancının yasal statüsünün değil, bakım hizmeti alacak kişinin gerçek ihtiyacının da önem taşıdığını belirten Av. Cemal Yılmaz, bu alandaki imkânların kötüye kullanılmasının gerçek ihtiyaç sahiplerini de olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti.
Yılmaz:
“Kâğıt üzerinde oluşturulmuş bir bakım ilişkisi ile gerçekten yatağa bağımlı, ileri yaşta veya günlük yaşamını sürdürebilmek için üçüncü kişinin yardımına ihtiyaç duyan bir insanın bakımını üstlenmek aynı şey değildir. Başvurunun gerçek bir ilişkiye ve gerçek bir ihtiyaca dayanması gerekir.”
ifadelerini kullandı.
Yasal statüye geçiş imkânlarının düzensiz göçü teşvik ettiği şeklindeki eleştirilerin meseleyi tek yönlü ele aldığını belirten Yılmaz, göç politikasının yalnızca yasaklardan ve yaptırımlardan oluşamayacağını söyledi.
“Devlet elbette sınır güvenliğini korumalı, düzensiz göçle mücadele etmeli ve kamu düzenini sağlamalıdır. Fakat aynı zamanda ülkede fiilen oluşmuş sosyal gerçekliklere de hukuki cevap üretebilmelidir. Buradaki amaç düzensiz göçü ödüllendirmek değil; şartları bulunan kişileri kayıtlı, takip edilebilir ve denetlenebilir bir sistem içerisine almaktır.”
dedi.
Göç hukukunda en fazla karşılaşılan sorunlardan birinin yabancıların birbirlerinden duydukları bilgilerle hareket etmeleri olduğunu ifade eden Yılmaz, özellikle sosyal medya ve çevreden edinilen bilgilerin hukuki danışmanlık yerine kullanılmasının ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirtti.
“Arkadaşım bu şekilde ikamet aldı”, “Bir tanıdık yalnızca dilekçe verdi”, “Aynı ülkedeniz, bana da verirler” veya “Bir kişi bu yöntemle çalışma izni aldı” şeklindeki yaklaşımların güvenilir bir hukuki değerlendirme olmadığını söyleyen Yılmaz:
“Göç hukukunda kulaktan dolma bilgi pahalıya mal olabilir. Aynı ülkeden gelen, aynı işi yapan, hatta benzer sürelerde Türkiye’de bulunan iki yabancının dosyası geçmiş kayıtları nedeniyle tamamen farklı sonuçlanabilir.”
dedi.
Özellikle hakkında sınır dışı kararı bulunan veya tahdit kodu uygulanan yabancıların durumlarının ayrıca değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Av. Cemal Yılmaz, bu kişilerin standart bir ikamet başvurusu dosyası gibi ele alınmasının yanlış olabileceğini ifade etti.
Yılmaz, yabancının geçmişte hakkında tesis edilen idari işlemlerin niteliğinin, mevcut başvurunun nasıl yürütüleceği konusunda belirleyici olabileceğini söyledi.
Bu nedenle uzun süredir düzensiz durumda bulunan kişilerin herhangi bir işlem yapmadan önce geçmiş göç kayıtlarını ve mevcut hukuki durumlarını birlikte değerlendirmelerinin daha sağlıklı olacağını belirtti.
Göç hukukunun hem bireysel hakları hem de devletin kamu düzenini koruma yükümlülüğünü aynı anda ilgilendirdiğini ifade eden AY LEGAL Hukuk ve Danışmanlık Ofisi Avukatı Cemal YILMAZ, yalnızca güvenlik veya yalnızca insani yaklaşım üzerinden kurulacak bir sistemin eksik kalacağını söyledi.
Yılmaz:
“Göç hukukunda insanı görmezden gelemezsiniz; fakat kamu düzenini de görmezden gelemezsiniz. Sağlıklı sistem, bu iki alan arasında hukuka uygun bir denge kurabilen sistemdir.”
ifadelerini kullandı.
Türkiye’de uzun süredir bulunan yabancıların durumuna ilişkin değerlendirmesini paylaşan AY LEGAL Hukuk ve Danışmanlık Ofisi Avukatı Cemal YILMAZ, kamuoyunda “af” olarak adlandırılan yasal statü imkânlarının tek başına bir sonuç garantisi olarak görülmemesi gerektiğini bir kez daha vurguladı.
Yılmaz sözlerini şöyle tamamladı:
“Göç hukukunda asıl mesele yalnızca bir yabancının Türkiye’de kalıp kalamayacağı değildir. Asıl mesele, Türkiye’de bulunan kişinin hangi hukuki statü içerisinde, hangi şartlarla ve ne kadar sürdürülebilir şekilde hayatına devam edebileceğidir.”
“Yaşlı ve hasta bakımında çalışan yabancılar konusunda da meseleye yalnızca yabancı açısından bakmamak gerekir. O hizmete ihtiyaç duyan vatandaşın hayatını da görmek zorundayız. Şartları bulunan kişilerin kayıt altına alınması hem sosyal ihtiyacın karşılanması hem de devletin denetim kapasitesinin güçlendirilmesi açısından önemlidir.”
“İyi işleyen bir göç politikası insanları görünmez hâle getiren değil; kim olduklarını, nerede yaşadıklarını ve hangi statüde bulunduklarını bilen, onları denetleyen ve hukukun içerisinde tutan politikadır.”